top of page

MATEMATİK

Updated: Mar 26

Bir şişe dolusu çamaşır suyunu koca akvaryuma dökmüş. Balıklar kirliymiş, aralarında siyah olanları da olduğu için onların rengini açacakmış balıklar temizlenecekmiş. Çocuk aklı işte ne anlasın? Kapıdan içeri girdiğimde annesi söyleniyordu, Umur’un gözleri ağlamaktan şişmiş davul gibi olmuş. Umur daha altı yaşında, çok sevimli çok akıllı bir çocuk.


Muğla’ya ne zaman gitsem muhakkak uğrarım Elmas teyzelere. Üniversitedeyken elmas teyzenin annesinin evinde kalıyordum. Dalaman'da oturduğum için her gün git gel zor oluyordu, ilk sene denedim ama çok uykusuz kalıyordum yoruluyordum. İkince sene bir arkadaşımın sayesinde Elmas teyzeyle tanıştım, annesinin yanına öğrenci arıyormuş. Biraz sohbet ettik, konuştuk tabii. Onlarca soruyu art arda sıralıyordu Elmas teyze beni tanımak için. Günü varmış oraya yetişecekmiş o yüzden acele ediyormuş. Bu işler aceleyle olmaz ki, birini tanımak için bir sürü soruda sorulmaz, o zaman hiç tanıyamayız. Neyse anlaştık ertesi günü, annesi Zübeyde teyzeyle tanışmaya gittik. Kadın beni görünce biraz suratını astı, yalnızlığı seven birisiymiş, paraya ihtiyacı olduğu için evini bir öğrenciyle paylaşmak zorunda kalmış. Minibüste gelirken Elmas teyze annesiyle ilgili biraz bir şeyler anlattı. İki katlı bir ev, çok şirin bahçesi var müstakil bir ev. Evi çok beğendim, içimden umarım Zübeyde teyzeyle anlaşabilirim diyorum.


- Merhaba Zübeyde teyze nasılsınız?

-Yaşlıyım ben, bu da sorulur mu yaşlı bir insan nasıl olur.


Burnundan kıl aldırmıyor derler ya, işte Zübeyde teyzede öyle biri. Kızıyla da iletişimi çok garip sanki ana-kız değiller, Elmas teyze emlakçı Zübeyde teyzeye müşteri bulmuş gibi. Komşuları geldiğimi görünce hemen eve üşüştüler, yetmiş yaşlarında suratsız birkaç kadın, sevmediğim muhabbetler, kilişeleşmiş laflar. Haftanın beş günü bu evde kalıyorum, hafta sonları Dalaman'a gidiyorum. Dersler de zaten çok az haftanın beş gününe dağıldığı için günde iki-üç saati geçmiyor. Çoğuna gitmiyorum, arkadaşlarla buluşup geziyorum. Evde olduğum zamanlarda arada Zübeyde teyzeyle oturup sohbet etmeye çalışıyorum benim zorumla. Odam çok sıkıcı çok küçük, garip eşyalar var dokunsam kırılacakmış gibi, ilginç dantel işlemeler yünden örtüler falan. Yetmiş küsur yaşında bir kadının evinin böyle olması normaldir. O yüzden fazla odamda durmazdım yatmadan yatmaya çıkardım, birde ertesi gün sınav varsa biraz daha erken çıkardım. Sanki çok ders çalışıyorum da... En fazla on beş dakika okurdum yarım yamalak. Aslında ev çok güzel iki katlı şirin bahçesi var, sadece derbeder. Bir eve, eşyalara bakıyorum bir de Zübeyde teyzeye. Birbirlerine benziyorlar. Karşı komşusu Sevdinar teyze o yaşına rağmen çok bakımlı, görünüşüne çok önem veren biri, evi de karşıdan çok güzel gözükür hep. Ev kişinin aynasıdır bence. İnsanı yansıtır.


Ev makarnaları, bulgurlarıyla kafayı bozmuş, her gün onlarla uğraşırdı. Marketten alınmazmış evde daha güzel olurmuş. Yapmasına yapardı ama kimseye bir lokma vermezdi, yapar bir kavanozda biriktirirdi. Onları çocukları gibi görürdü.


- Zübeyde teyze bu kadar uğraşma bak dolu yapmışsın zaten onlar bir sene yeter artar bile, hem ellerim ağrıyor hastayım diyordun.

- Tamam emredersin kaçıncı oğlumsun? Sıkıntılarımı kiminle paylaşacağım, derdimi kime anlatacağım? Ben bunlarla matematik çözüyorum, senin aklın ermez.

- Her sabah ellerini ayaklarını gösteriyorsun, ağrıyor diye. Bunların başında görünce üzüldüm haline. Yardım edeceğim bir şey varsa yaparım.

- Yardım. Hiç sevmediğim bir laf, yardım. Çok arıyorlar çok soruyorlar bana yaşlı olduğum için. Haberleri yok asıl ben yardım ediyorum herkese.

- Anladım. Öğlen dersim var ben çıkayım.

- Neden sana her gün ellerimi ayaklarımı gösteriyorum düşündün mü? Evde bir insan olunca el ayak oluyor.

Comments


bottom of page