top of page

BİR BOĞAZZADE RIHTIMZEDESİ… RABBİM KİMSEYİ RIHTIMSIZ BIRAKMASIN

3 days ago
2 min read

Bir yolcu vapuru, iki yüz yıllık bir yalının rıhtımına çarptı. Ve böylece Türk sinemasının yetmişli yıllardan kalma yalı melodramları, 2026 yılında beklenmedik bir devam filmiyle karşımıza çıktı.

Başrolde bir yalı, yardımcı rollerde bir rıhtım ve haddini aşan bir yolcu vapuru.

Replik ise Oscar'lık:

“Rıhtımımı yok ettiler!”

İnsanın içinden ister istemez “Geçmiş olsun, Boğaz'ın hangi kısmı sizin tapudaydı?” diye sormak geliyor.

Ve böylelikle Kıyı Kanunu da sessizce sohbetten ayrıldı.

Bir tarafta iki yüz yıllık yalılarda, sanki Aşk-ı Memnu hiç final yapmamış gibi sürdürülen bir hayat. Diğer tarafta kirasını ödeyebilmek için hayatını taksitlendiren milyonlar.

Birinin rıhtımı var, diğerinin ay sonunu getirecek takati yok. Ama aynı gemide…yiz…miyiz?

Üstelik bu yalılar tarihî ve kültürel mirasımızın parçaları. Ne var ki toplumun bu mirasla kurabildiği ilişki çoğu zaman vapurun camından bakmakla sınırlı. Kültürel miras hepimizin, manzara bazılarına özel.

Demokrasi de Kıyı Kanu’nu terk yalının kapısından şöyle bi bakıp çıktı.

Elbette tarihî bir yapının zarar görmesi üzücü. Fakat olayın sembolik boyutu, absürt tiyatronun en yaratıcı kalemlerini bile kıskandıracak cinsten. Zira bu kez rotasından çıkan yalnızca bir vapur değil, kamusal olanla özel mülkiyet arasındaki görünmez sınırlar da fena hâlde su alıyor.

Bir yolcu vapurunun iki yüz yıllık bir yalının rıhtımına çarpması, bu ülkede kamusal olanın özel mülkiyete ancak kaza eseri yaklaşabildiğinin trajikomik bir kanıtı gibiydi. Ne de olsa sınıfsal sınırları aşmak kolay değildi, bazen rotadan çıkmak gerekiyordu.

Ne var ki bu beklenmedik yakınlaşma pek hoş karşılanmadı. Kamusal olan, özel mülkiyetin rıhtımına çarpınca yalnızca taşlar değil, yalı sahiplerinin de sinir uçları gayriihtiyari yerinden oynadı. Meğer o rıhtıma çarpma imtiyazı yalnızca dalgalara tanınmış. Deniz kamuya ait olabilir ama haddini bilecek! Dalgalar kıyıya vurabilir, halkın vapuru uzaktan seyredecek. Zira Boğaz'da su herkesin, kıyı seçkinlerin. Sınıf sınırını aşmak ise ancak deniz kazasıyla mümkün.

Velhasıl, sınıf çatışması bu kez mecaz olmaktan çıktı efendim, gerçekten çarpışmalı sahneler içeriyor.

Vapurun rotasından çıktığı kesin. Peki, iki yüz yıldır aynı manzaraya sahip olanlarla o manzaraya yalnızca vapur bileti alarak ulaşabilenler arasındaki mesafe ne zaman normalleşti?

Ve belki de bütün bu trajikomedinin en ironik tarafı şu:

Bazıları için felaket, rıhtımını kaybetmek. Bazıları içinse bir ömür boyunca yanaşacak bir kıyı bulamamak.

Perde kapanır. Boğaz manzarası değişmez.

 

Comments


bottom of page