top of page

GİDECEĞİMİ HİÇ DÜŞÜNMEDİ Kİ


Kapıyı kapattı. Ayakları, alışkanlıktan olsa gerek, onu mutfağa yönlendirdi. Kahve makinesinin düğmesine basıp kahvenin fincana dolmasını izledi. Dolan fincanı alarak şehrin tüm güzelliğinin görülebildiği camın karşısındaki koltuğa oturdu.

Kahvesini yudumlarken gözleri uzaklara daldı. Çok sevdiği bu şehrin görüntüsü bile ona uzun zamandır sıradan geliyordu. Ne zamandan bu yana böyleydi, anımsayamadı.

Denizin mavisiyle bütünleşen şehir, güzellikten çok uzak, büyük bir karmaşaya benziyordu artık. Yollar, evler, deniz kıyısında dolaşan insanlar… Beyninde dolaşan bir labirente sıkışıp kalmış gibiydiler. Hiçbir güzelliği görmüyor ya da görmek istemiyordu.

Şehrin karmaşası gibiydi yaşamı da. Uzaktan bakana masmavi deniz gibi güzeldi yaşamı. Oysa o, karmaşık düşünceler ve duygularla büyük bir kaosun içinde hissediyordu kendini. İçinde yaşadıklarıyla sıkışıp kalmıştı. Kendini bile anlatamıyordu. Ne istiyordu?

Düşüncelerinden kurtulmak istercesine hızlıca yerinden kalktı. Kızının sesini duymak ona iyi gelecekti. Altı ay olmuştu yurt dışına okumaya gideli. Saat farkından dolayı aramaktan vazgeçti.

Arkadaşlarıyla öğle yemeğinde buluşacaktı. Hazırlanması gerekiyordu. Odasına gitmek için mutfaktan çıktı. Merdivenlere yöneldiğinde kapının sesini duydu. Tam saatinde gelmişti yardımcısı.

Fatma Hanım'ı düşündü. Bir sürü derdi vardı. Sormasan da anlatırdı, yüzünden kaybolmayan neşesiyle. Her lafın başında:

— Benim adamla şunu yaptık, benim adamla şöyle düşündük, şunu alacaktık, benim adam bana danıştı…

Saçlarını toparlarken aynada kendiyle konuşmaya başlamıştı yine. Uzun zamandır bunu yapıyordu. Haklı çıkıyor, kendine kızıyor, ne istediğini sorguluyor, “İlk günden beri böyle miydi?” diyor, ne olduğunu kendine bile anlatamıyordu. Çok defa yardım almak istedi, vazgeçti. Kaç defa olduğunu kendi bile anımsamıyordu. Duygularını kendisine ifade edemezken karşısındakine nasıl anlatacaktı?

“Galiba deliriyorum,” diye düşündü.

Kadın kapıyı açtı, içeriye giren adama:

— Hoş geldin, dedi.

— Hoş buldum, diyen adam üzerini değiştirmek için yukarı çıktı.

Kadın mutfakta sofrayı hazırladı. Adam gelince yemeğe başladılar.

— Nasıl geçti günün? diye sordu kadın.

— Her zamanki gibi.

— Bugün arkadaşlarla buluştuk. Yeni bir yer açılmış, çok güzeldi. Birlikte gider miyiz?

— Konuştun mu Lale'yle? Sınavları nasıl gidiyor?

— Bugün henüz konuşmadım.

— Eline sağlık, hayatım.

Salona doğru yönelen adam durakladı.

— Yarın arabanı gelip alacaklar. Yenisi de iki güne gelir.

— Neden? Ben seviyorum arabamı. Niye değiştiriyorsun ki?

— Yeniyi de beğenirsin. Ben çok beğendim.

Kadın mutfağı toparladı. Hazırladığı çayları alıp salona geçti. Adam telefonda konuşuyordu.

— Tabii ki geliriz arkadaşım. Ahmetler de geliyor mu? Ha, yengen mi? O müsaittir. Benim beğendiğim her şeyi beğenir. Pazar sabahı görüşürüz o zaman… Selamlar.

— Nereye gidilecek? Bu pazar ikimiz bir şeyler yaparız diyordum. Belki babamlara giderdik.

— Bir yerlere gideriz işte… Hayatım, bir çay daha alabilir miyim?

Kadın adamın çayını doldurdu. Adamın karşısındaki koltuğa oturup çay bardağını eline aldı ve yudumlamaya başladı. Çayın buruk tadı yüreğini de buruyordu. Bardağın sıcaklığı elini ısıtırken duyguları bedenini buz kütlesine çevirmişti.

Adam, TV kumandası elinde, istediği programı izlerken kadın çay bardaklarını özenle makineye yerleştirip etrafta dağınıklık var mı diye istemsizce baktı.

Koridora doğru yöneldi. Alındığı günden bu yana beğenmediği dolabın kapısını açtı. Mantosunu, çantasını aldı. Arabasının anahtarlarını da alarak kapıyı açtı.

Ayakkabılarını giyerken adamın:

— Kim geldi, hayatım? diye seslendiğini duydu.

Kapıyı usulca kapattı.

Dışarıya çıktığında gecenin ayazı içini ısıtmıştı sanki.

Gülümsedi.

Cesaretine.

Arabasına binip çalıştırdı. İstediği müziği açtı. Nereye gideceğini bilmeden, gecenin karanlığında şehrin karmaşasında kayboldu.

Comments


bottom of page